Şahıslara Takılmamak Gerekir

 “Yeni dünya düzeninde birçok hedefler algı yöntem ve yönetimlerine göre gerçekleştiriliyor.” Bu ifadeyi farklı yazı ve ortamlarda pek çok kere kullanmışımdır. Çünkü birçok meselenin, senaryonun altında bu ifadenin şifreleri var.
Her evde televizyon, bilgisayar var… Her elde her daim telefon var. Gözlerimiz geceli gündüzlü ekranlara hapsolmuş adeta. Dünyayı ekranlardan takip ediyoruz. Dolayısıyla algı araçları olağanüstü hızla beyinlerimizde cirit atıyor… 
Böylesi bir dünyada neyi isteyip neyi reddettiğimizi, neyi savunup neye muhalefet edeceğimizi kendimiz belirledik sanırken aslında kumandanın başka mihraklar elinde olduğunu hayal bile edemiyoruz. 
Tanık olduğumuz birçok gündemler, sunumlar, projeler açık ya da gizli bizlere bir şekil veriyor. Belli bir hedefin piyonları haline dönüştürüyor.
Düşünmemiz istenilen şeyi kendimiz düşünüyor gibi savunuyoruz, ona göre refleksler geliştiriyoruz. Kabullenmemiz istenilen şeyleri, aslında hiç de bize bünyemize uygun olmayan şeyleri kabulleniyor, kendimizinmiş gibi sahipleniyoruz.
Gelişigüzel gerçekleşen bir olay ya da gündem de dahi algı cambazı bu odaklar hemen devreye giriyor. Meselenin zihinlerde ve gönüllerde nasıl yer edinmesi gerektiği tespit edildikten sonra muazzam algı araçları devreye sokulup işçiliğe başlanıyor.
Mesela, bir süredir gündemimizde olan tecavüz hadisesi… Hemen algı cambazları devreye girdi. Esasında bu meselede toplum içinde rol çarpmış hasta ruhlu yetişkinlere karşı ne türden tedbirler alınabileceği ile hayat tecrübesinin daha başlangıcında olan masum çocukların sosyal ve psikolojik dejenerasyondan nasıl korunabileceği gibi başlıklar en başta olmalıydı. 
Fakat algı yönetimi öyle çalışılmış ki bana bu konuyu soranlar “Ensar Vakfı olayı hakkında ne düşünüyorsun?” şeklinde soruyor. Belli ki başlık Ensar Vakfı olmuş. 
Bu meseleye dair empatik düşündüğümüzde her birimiz biliriz ki kişi bir cemiyetin içinde sadece bir kişidir. Kişi iyi biri de olabilir, kötü biri de. Malumumuzdur ki iyi bir cemiyetin içinde kötü, kötü bir cemiyetin içinde de iyi biri olabiliyor. Lakin şunu da biliyoruz ki, kötü bir cemiyetin içinde iyi biri var diye o cemiyet iyi olmaz. İyi bir cemiyetin içinde kötü biri var diye de o cemiyet kötü olmaz.
(Yazımızın asıl mevzuu olmadığı için detaylandırmadım ama yine de ifade etmem gerekir. Bu yazı asla ve asla bir tecavüzcüyü savunma yazısı değildir. Bilakis temiz bir cemiyeti, masumların üzerinden habis ruhu ve bedeni ile kirleten bu türden insan kılıklı müsveddelerin idamını bile insaflı görürüm.)
Bir kişi ben Müslümanım diyor ama değilse münafıktır. Bir kişi ben Müslümanım diyor ama dininin gerektirdiği gibi yaşamıyorsa günahkârdır. Bir kişi ben Müslümanım diyor ve gereklerini yerine getiriyorsa o mümindir. Kişi münafık olsa da günahkâr olsa da mümin olsa da mensubu olduğunu iddia ettiği İslam’ı değiştirmez, bozmaz, yükseltmez, alçaltmaz. 
Durum ve gerçek bu. Fakat algı öyle yönetiliyor ki kişinin yönergesinden hareketle İslam’a şekil kıyafet belirleniyor. Ilımlı İslam deniyor, radikal İslam deniyor, İslami terör deniyor, siyasal İslam deniyor, İslami akım deniyor ve ilmik ilmik işleniyor zihinler. İslam coğrafyasında dahi fakirlik, ilkellik, yobazlık, görgüsüzlükle resmedilen İslam, Batı da çok daha kötü bir algı ile pazarlanıyor. Böylece Batı, hem İslam dünyasına öğrenilmiş çaresizlik yaşatıyor, hem de kendi bölgelerine İslam’ı sokmamak için derebeylik surları inşa etmiş oluyor.
Suriye mültecileri vesilesi ile bu algıyı daha net görebiliyoruz. ABD başkan adayı Donald Trump’un açık algı kampanyası da konumuzun vahametini gözler önüne seriyor.
Yine dönelim o habis olayın algı projelerine. Kimileri acaba bu olay vesilesi ile muhafazakâr eğitimli ya da eğilimli nesillerin önünü kesebilir miyiz hesabında. Kimileri Ensar Vakfı ile iktidar arasındaki yakınlıktan istifade ile siyasal alana mal edebilir miyiz hesabında. Kimileri iktidarı bu gündeme endeksleyip sıkışan kuyruğunu kurtarma hesabında. 
Pennsylvania’nın kin ve nefret ekseninde rotasını şaşırmış olduğunu ya da asli rotasını arz ettiğini biliyorum. Ama yine de böylesi çirkin bir olay üzerinde rol çalmasını garipsedim doğrusu. 
Niye’sini açıklayayım… 
Maneviyat tezgâhıyla algı yönetimi yürütüp Anadolu insanını maddi manevi sömüren, bu yolla uluslararası güce kavuşan ve bu gücü illegal maksatlar yolunda heba eden bu yapının kendi içinde “şahıslara takılmamak” adıyla bir aklama, ayıklama sistemi var. İçlerinde her kim ne yanlış yaparsa yapsın o yanlışı örtbas etmek gayesi ile “Evet oldu ama o, kişiyi bağlar. Hizmette şahıslara takılmak yoktur” denir. Eğer mevzu, izahı mümkün değilse ilgili kişi içeriye sızmış ajan olarak nitelenir, kısa sürede gözden ve dilden düşürülür. Ve en önemlisi mesele içte başlar, içte biter. Dışarıya sızdırma yolları kapatılır. Tedbir mekanizmaları bu konularda çok güçlüdür.
Bugünü fırsat olarak gören sizler, yarın tedbiriniz el vermez de bir çürük sizi aleme rüsva ederse bunu nasıl izah edeceksiniz? Öyle bir şahsa takıldınız ki edemiyorsunuz zaten.
Allah, nusret elini üzerimizden eksik etmesin.
 
Önceki ve Sonraki Yazılar