Ortadoğu’da Yeni Denklem: İran Savaşı, Bölgesel Bloklaşma ve Türkiye’nin Kritik Eşiği

Öğr. Gör. Dr. Taner EROL

Ortadoğu bir kez daha tarihsel bir kırılmanın eşiğinde. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri hamleleri, İran’ın İsrail’e füze saldırılarıyla karşılık vermesi ve bazı Arap ülkelerinin İran füzelerini daha İsrail hava sahasına ulaşmadan etkisiz hâle getirmesi, bu savaşın yalnızca iki ülke arasında olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
İran bugün sahada fiilen ABD ve İsrail’le karşı karşıya. Ancak jeopolitik gerçeklik daha sert: Bölgedeki birçok ülke pozisyonunu Washington’dan yana belirlemiş durumda. Bu tablo, askeri bir çatışmadan öte bölgesel bir yeniden hizalanma sürecine işaret ediyor.

İran Venezuela Değil

ABD geçmişte Venezuela’da rejim değişikliği senaryolarını denedi. Fakat İran aynı kategoriye konulabilecek bir ülke değil. Köklü devlet geleneği, ideolojik omurgası, güvenlik bürokrasisi ve bölgesel etki kapasitesiyle İran kolay çözülebilecek bir yapı değil.
ABD’nin hedefi geniş çaplı bir kara savaşı başlatmak gibi görünmüyor. Afganistan ve Vietnam tecrübeleri ortada. Washington, uzun süreli kara savaşlarının maliyetini hem ekonomik hem siyasi olarak taşımakta zorlanır. Yapacağı hava saldırıları da tek başına İran’da rejimi değiştirmeye yetmez.
Bu nedenle strateji daha çok:
Kritik askeri ve nükleer altyapıyı zayıflatmak,
Ekonomik baskıyı derinleştirmek,
Toplumsal huzursuzluğu artırmak,
Rejimi içeriden kırılgan hâle getirmek ve yöneticileri sistem dışına bırakmak
şeklinde ilerliyor.
Bu, klasik bir “rejimi içeriden çökertme” yaklaşımıdır. İlk hedef, ideolojik omurgayı temsil eden kadroları etkisizleştirmek; ardından yeni bir yönetim zemini oluşturmaktır.

İran’ın Yalnızlaşma Riski

Bazı Arap ülkelerinin İran füzelerini düşürmesi, Tahran’ın manevra alanını ciddi biçimde daraltıyor. İran yalnızca ABD ve İsrail’le değil, fiilen bölgesel bir blokla karşı karşıya kalma riski taşıyor.
Eğer İran, Arap ülkelerindeki ABD üslerini misilleme kapsamında hedef alırsa, bu durum savaşı bölgesel bir cepheye dönüştürebilir. Böyle bir senaryoda İran sadece ABD ve İsrail’le değil, Arap ülkeleriyle de doğrudan karşı karşıya kalmış olur. Bu ise Tahran açısından stratejik bir tuzağa dönüşebilir. Tahran, ABD’ye sadece bu ülkelerdeki üslerine saldırarak cevap veriyor; bölgede zayıf olan desteği bu şekilde tamamen yok olabilir. Avrupa’dan alamadığı destek ortada; kendi bölgesini de kaybetmekle baş başa kalabilir. İran tüm gücüyle İsrail’e saldırmalı. Bu strateji onu yalnız bırakacak.
ABD ve İsrail’in arzuladığı senaryolardan biri de tam olarak budur: Bölgeyi istikrarsızlaştırmak, İran’ı geniş bir çatışma ağına çekmek ve ardından kontrollü biçimde geri çekilip süreci uzaktan yönetmek.
Bu nedenle İran’ın bölgesel savaştan kaçınması ve askeri odağını sınırlı tutması hayati önemdedir. Aksi hâlde yalnızlaşma derinleşir.

Türkiye’nin Arabuluculuk Girişimi ve Umman Gerçeği

Türkiye’nin İran ile ABD arasında görüşme zemini oluşturma yönünde bir teklif sunduğu, ABD’nin buna kapıyı kapatmadığı ancak Tahran’ın bu öneriye sıcak bakmadığı biliniyor. Sonuçta görüşmeler Umman’da gerçekleşti.
Bu durum, İran’ın Türkiye’ye yönelik mesafeli tutumunun devam ettiğini gösteriyor. Oysa Türkiye, İran için bölgesel anlamda destek alabileceği en büyük ve en güçlü ülkedir.
Türkiye NATO üyesidir, evet. ABD’nin Türkiye’de üsleri vardır, doğru. Ancak Türkiye’yi “ABD’nin ileri karakolu” olarak gören bakış açısı tarihi bir yanılgıdır. Türkiye gerektiğinde ABD ile görüş ayrılıklarını üst bir diplomatik dille ortaya koyabilecek kapasiteye sahiptir.

Asıl soru şu: Süreci Umman mı yönetecek, yoksa Türkiye gibi bölgesel ağırlığı olan bir aktör mü?

Türkiye’nin Zor Hesabı

Türkiye’nin önünde çok hassas bir denge var. ABD’nin Türkiye’deki üsleri İran’a karşı aktif kullanılırsa, Ankara–Tahran ilişkileri onarılamayacak bir hasar alabilir. Ancak Türkiye’nin sıcak çatışmanın tarafı olması da gerçekçi değildir.
Türkiye ne Katar’dır ne de pasif bir Körfez ülkesidir. Kendi jeopolitik ağırlığı ve tarihsel hafızası vardır. İki yüz yıldır denge politikası yürütmektedir. Bugün de muhtemelen aynı stratejiyi izleyecektir.
Ancak bu denge politikası pasiflik anlamına gelmemelidir. Türkiye’nin Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Bahreyn gibi ülkelerle yoğun diplomasi yürütmesi gerekir. Amaç, savaşın genişlemesini önlemek olmalıdır.
Savaşın bölgeselleşmesi bir facia olur.

İran’ın Söylem ve Strateji Sorunu

İran yalnızca yönetimler düzeyinde değil, halklar düzeyinde de destek üretmek zorundadır. Eğer Arap halklarından da beklediği desteği alamıyorsa, bu durum Tahran’ın söylem ve stratejisinin yeniden gözden geçirilmesini gerektirir.
Bazı ideolojik söylemler ve sert dış politika dili İran’ı daha da yalnızlaştırıyor olabilir. Stratejik akıl, zaman zaman söylem yumuşamasını da gerektirir.
Aksi hâlde süreç İran için daha ağır sonuçlar doğurabilir.
ABD’nin Nihai Hedefi
ABD’nin nihai hedefi rejim değişikliğidir. ABD İran’ı vururken, İsrail de İran’ın yöneticilerine saldırdı. Süreci böyle yönetiyorlar. Ancak İran, Afganistan değildir. İran’da yaşanacak bir rejim değişikliğinin bölgeye, ABD’ye ve küresel sisteme maliyeti çok daha farklı olur.
Bu nedenle süreç kontrollü tırmanma ve sınırlı müdahale modeli üzerinden ilerliyor.
Fakat unutulmamalıdır ki büyük savaşlar çoğu zaman küçük hesap hatalarından çıkar.

Üst Akıl ve Soğukkanlılık Şart

Bugün bölgede üst bir akla ihtiyaç var. Çünkü savaşın genişlemesi hâlinde kazanan İran olmayabilir; fakat kaybeden yalnızca İran da olmayacaktır. Avrupa mezalimi görmeli, savaşı kazanmak için her yolu mubah gören ABD ve İsrail’e artık dur demelidir. Avrupa medeniyeti sistematik bir şekilde çöküyor. ABD daha ilk günden bir okulu vurdu. Onlarca çocuk öldü. Yine dünya duyarsız. “Stratejik noktaları vuracağım” diyenler bir okulu vuruyor. Süper güç ABD’nin teknolojisi ve silahları hedef mi şaşırıyor, yoksa hedef okul muydu? Çünkü halkı kışkırtmak istiyor. Muhalif yapıları İran yönetiminin üzerine salmak istiyor.
Bunun için:
İran bölgesel savaştan kaçmalı.
Türkiye denge politikasını aktif diplomasiye dönüştürmeli.
Arap ülkeleri yangına körükle gitmemeli.
Rusya ve Çin seyirci kalmanın uzun vadeli maliyetini hesaplamalı.
Rusya ve Çin hiçbir zaman ABD’yi doğrudan hedef almıyor. Sadece kendi menfaatlerine odaklanmış durumdalar. Onlar da bu gidişle yalnız kalacak.
Ortadoğu bir satranç tahtasıdır. Ancak bu kez taşlar yalnızca askeri değil; ekonomik, ideolojik ve toplumsaldır.
Yanlış bir hamle yalnızca bir ülkeyi değil, bütün bölgeyi ateşe atabilir.
Ve bu ateşten kimsenin kazançlı çıkma ihtimali yoktur. Olan sadece masum sivillere olacak. Olmaya başladı bile. Gazze’de susarlar, Doğu Türkistan’da susarlar; zaten İran için söz söylemeyecekleri tahmin edilebiliyor. Dünya iki katil zihniyetin yangınıyla yanıyor. Kontrolden çıkan ABD ve İsrail dünyayı kaosa, kendilerini de yok oluşa mahkûm ediyor.