Rızasız Süreçler Yarınları Tehlikeye Atar

Özkan GÜNGÖR

İçeriği ve kapsamı itibarıyla Türkiye’nin geleceğini derinden etkileyecek, üzerinde çokça tartışılan yasa meclisten geçerek onaylandı. Elbette, vatanını seven her vatandaş gibi hepimizin en büyük ve samimi temennisi, atılan bu siyasi adımların başarılı olması, devletimizin bekasının korunması ve memleketimizin kalıcı bir huzur iklimine kavuşmasıdır. Ancak binlerce yıllık köklü Türk devleti geleneği, böylesine hayati kararların doğrudan milletin vicdanında tam anlamıyla karşılık bulmasını gerektirir.


Sürecin satır aralarına baktığımızda, zihinlerdeki haklı ve endişeli sorular çığ gibi büyüyor. Hazırlanan yasanın neredeyse tamamen PKK üyelerine geniş bir hukuki ve siyasi alan açması, bu teröristlerin doğrudan siyasete, Gazi Meclis’e girmesi, hatta hükümetle olası ittifaklar kurarak devletin en kritik kademelerinde veya bakanlıklarda görev alması ihtimalini bu asil millete nasıl izah edeceğiz?


Geçmişte yaşanan o ağır katliamlar, dökülen kanlar ve çekilen onca acı bütün çıplaklığıyla ortadayken, toplumun genel rızası alınmadan böyle bir yola girilmesi, bizi biz yapan milli değerlerimizi derinden yaralamaktadır. Böylesine hassas ve kırılgan bir süreçte, her şeyden önce vatan uğruna en değerli varlıklarını feda eden şehit ailelerimizin rızası kesinlikle alınmalıydı. Şehit ailelerinin temsilcileriyle birlikte medyanın karşısına çıkılarak samimi açıklamalar yapılmalı, halkın kaygıları giderilmeli ve toplumsal vicdan bir nebze olsun rahatlatılmalıydı. Üstelik demokrasinin doğal bir gereği olarak, meclisteki siyasi partilerin tamamının aydınlatılmaması, yasanın içeriği hakkında detaylı bilgi verilmemesi ve ortak onaylarının alınmaması çok temel bir siyasi yanlış değil midir?


Devletimizi ayakta tutan güç; üniter yapımız, vatanın bölünmez bütünlüğü ve milletimizin sarsılmaz bağımsızlığıdır. Dolayısıyla terörist bir yapıyla pazarlık masasına oturmak, Cumhuriyetimizin temelini oluşturan ulus-devlet felsefemize onarılmaz zararlar vermez mi? Bu tablo, barıştan ziyade toplumsal huzursuzluğu körüklemektedir. Ayrıca Türkiye, birçok farklı etnik grubun aynı bayrak altında, kardeşçe ve ortak bir milli şuurla yaşadığı eşsiz bir ülkedir. Hal böyleyken, yalnızca belli bir kesim üzerinden siyasi ayrıcalıklar tanınması, devletine bağlı diğer etnik ve azınlık gruplara karşı yapılmış çok açık bir haksızlık değil midir?


Milli değerlerimizin zedelendiği ve devlet ciddiyetinin tartışmaya açıldığı yerde, milletin sarsılmaz bütünlüğü de büyük yara alır. Unutmayalım; kurucu unsurlarından kopan, milli şuurunu kaybeden toplumlar, yarınlarını da tehlikeye atarlar. Bu ülkenin sağlam harcı; tüm etnik ve dini yapıların ayrım gözetmeksizin, eşit yurttaşlık bilinciyle ve barış içinde bir arada yaşamasıdır. Devletimizin temel felsefesi açıktır: Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür. Dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep ayrımı yapmadan bizi tek bir millet yapan bu kucaklayıcı yapıya sahip çıkmak, hepimizin en büyük borcudur.