RİZEDE MEYDANA GELEN SEL FELAKETLERİNİNİN SORUMLULARI

Tuncer ERGÜVEN
 
Her fırtına ve şiddetli yağmur haberini alan doğu Karadenizli özellikle Rizeliler korku ile sabahı, fırtınanın geçmesini beklemektedir.Çünkü her haberin ardından İlimiz coğrafyasından bir köşe ,bir ilçe,veya köy-mahalle sel felaketi karşılaşmaktadır.
 
1972 Çayeli Şairler,1983 Fındıklı Sümer ,Çağlayan dereleri ,Ardeşende ve pazardaki birer köyün uğradığı sel felaketini,1995 de Güneysu,Çayeli Beyazsu-Haremtepe- Musadağı ve Pazarda gördük,sonraki yıllarda Güneysu ve Gün doğdu,merkez ilçe,İkizdere vadisindeki selin yarattığı sonuçlara ağladık,üzüldük.Kamu görevlileri büyük özveri ile yaraları sarmaya çalıştılar.
 
Her felaket bölgesinde olaydan önceki yıllarda sel-Taşkın önleyici ,heyelan önleyici ,köy ve mahalle yolları yapımında ;DSİ,YSE,Karayolları ,Özel idare il yetkileri ,bölge müdürleri ,valilerimiz yaptıkları bu hizmetle övünmüşlerdir.Siyasal yetkililerde bu hizmetler den haklı olarak o günlerde övündüler. Her felaketten sonra o felaket tarihinde görevde bulunanlar felaket mahalline gelir ,felaketzedeleri ziyaret eder,devletin sıcak elini uzatır.
Fakat hiçbir kamu görevlisi bu felakete yol açan teknik yanlışları yapanlar hakkında idari veya adlı soruşturma açmadılar, açtırmadılar, talep etmediler. Soruna tevekkül ile yaklaştılar, Allahtan korunma dilediler, tekrar devletin kaynakları ile yol –taşkın önleme, ihata duvarlarını ayni kuruluşlara ihale ettirdiler ve yenilediler.
Köy, kasaba, il ve sahil yolunun yapımından ,dere ıslahlarını amaçlayan taşkın önleme ıslah projeleri ,ihata duvarları,menfezler, yolların ve yerleşimlerin akarsu yataklarındaki verilen lisanslar ve uygulamalarda neden Doğu Karadeniz de sürekli olarak halk ile karşı karşıya gelmektedir.
Kamu adına halka hizmet eden kamu kuruluşları hizmet götürdüğü halk ile neden kavga eder. Neyin kavgasını yapar.
 
Örneğin Pazarda taşkın önleme tedbirleri alınan ana dere yatağına ulaşamayan suların TOKİ evlerinin arsalarında yarattığı tehlikeden dolayı oraya gider mal ve can kaybı olmadığına şükreder.Devlet adına olaydan zarar görenlere karşı neden eğilirde. O proje ve yatırımı planlayan kamu görevlisini oraya çağırıp bu nedir?Getir planını görelim ve bu durumu neden düşünmedin sorusunu orada sormaz .
 
 
Kara yolları genel müdürlüğü Kaçkarlardan, vadilerden, yol boyunca bulunan köy ve mahallerden akan akarsu ve derelerin yağmurlara göre tahrip gücünü, sellerdeki akış hızını ve hacmini dikkate almadan dediğim, dedik, çaldığım kara yolu düdüğü deyip tüm sahile bir set çekti. Rize merkez ve Gün doğdu beldesinde mahallelerden gelen aşırı yağmur suları denize ulaşamadı, trilyon zararlar verdi.
Hiçbir valimiz, bakanımız, idari ve adli yönden ‘’gel bakalım. Sen bu projeyi nasıl yaptın. Bunları neden göremedin. Bu sular için ne planladın ve uyguladın ki bu zararları önleyemedin’’ sorusunu sormadı. 
 
Karayolları Karadeniz sahil yolunda neden dediğim dedik çaldığım düdük ,benim düdük,başka düdük sesi duymak istemiyorum diyerek ,can kayıplarına-mal kayıplarına rağmen bu yolu yaptı.Yol güzergahı için fikir yürütenler, öneri getirenler neden hain ilan edildi.
Oysa ne karayolları elemanları neden yol güzergahına karşı çıkanlar vatan haini değildiler. Ama birileri devlet gücünü kullanarak halk ile devleti karşı karşıya getirmeye çalıştı. Yer yer muvaffakta oldu.
Pazar-Ardeşen arasında Hamidiye, ile fındıklı merkez-aksu mahallesi bandındaki kumsalları taşla dolduranlar  öncelikle ülkeye değil ama Tabiata-insanlığa-Doğu Karadeniz halkına ihanet etmiştir.
Karayolları mahkemeleri kaybetmiş tazminata mahkum olmuştur.Bu tazminatı projeyi yapanlar ödemelidir.Ne zaman olacağını bilemem,dilerim hiç olmaz. Fakat Fındıklı aksu, Pazar merkezi,Çayeli yaka-Şairler mahallesinde Rize ve Gün doğdu felaketlerini mutlaka yaşamamak için alınan hiçbir önlemin olmadığını ,üzerinde çalışılmadığını üzülerek görmekteyim.
 
Ulaşılmasını arzu etmediğimiz bu sonuçların sorumlusu yalnız Kara yolları Gn.Md. lüğü teknik heyeti değildir ,Ona alt yapıyı hazırlamayan,bilgileri veremeyen DSİ teknik heyetleri daha ağırlıklı sorumluluk taşımaktadırlar.
DSİ nin ; Sümer,Çağlayan,Arılı,Işıklı,Fırtına,Bodosarı,Hemşin,Şairler,Aşıklar, Kaptan paşa, Taşlı dere,Derepazarı ,İkizdere ve Rize il merkezi akarsu ,dereleri havzaları hakkında bir havza planlaması çalışması yoktur.
 
Bu dere yataklarında irili, ufaklı, hatta çoğunda taşkın önleme tesisleri olarak tesisleri de vardır.
Ancak dere ve akarsuların, ırmağın denize ulaştığı mansaptan belirli yere kadar 2-5 km arasında taşkın önleme tesisleri vardır. Ancak bu ana arter tesisi ile o tesis boyunca mevcut alanlarda bulunan bölge ölçeğinde, küçük , orta suların şiddetli yağışlarda ki çoğalan ve yüzey akışına geçen tahrip edici suların ana arterdeki taşkın önlemeye ulaşma kabiliyetini sağlayacak yan tesisler yapılmamıştır,yapılmamaktadır.
 
 
Pazarda TOKİ evlerinin bulunduğu yerle ,DSİ taşkın önleme tesisi arasında 4-5 m. Yükseklikte Hemşin yolu geçer.
Sn.Valimiz den yöre sakinlerine ve DSİ yetkilerine şu soruyu sormasını bekleriz. ‘’ Daha önce yan sulardan, mahalle sularından o evlerin bulunduğu bölge ne zaman sular altında kalmıştır.’’ Eğer yan suları dere ıslahı olarak yapılan ana arter tesisine menfezlerle ,küçük kanaletlerle ulaştırılsaydı sorun ne olurdu’’ Cevabım eğer yan sular DSİ tarafından dikkate alınıp projeye ve uygulamaya dahil edilseydi sorun olmazdı ,halk güven içinde olurdu.
Valimizde oraya devlet adına üzüntülerini iletmek için değil, ancak çay içmeye giderdi. Bu projede bu ihmali yapanlar hakkında hukuki işlem mutlaka yapılmalıdır.
 
Bir akarsu havzasında, havza küçük olsun, büyük olsun yapılması gereken iş o havzanın coğrafik, jeolojik, iklim, orta-küçük akarsular,ana arterdeki suyun doğduğu yerden mansaba kadar tüm yan kolları ile ,bitki örtüsü,çayır-meraları-ormanları-bitkisel üretim alanları,yerleşim alanları ile gelecekteki iskan,şehirleşme ,sanayileşme gereksinimi, Hes veya baraj gölleri ile enerji üretimine lisan verilmesini yolları,taşkın ve selleri,heyelanları önlemek için yapılması, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre koşullarını mutlaka gerçekleştirerek yapılması gereken tüm hizmetlerle ilgili planlamadır.
Bu planlama yapılmadan her yapılan DSİ nin tüm yatırımları her yağmur ve fırtınada nerede patlayacağı belli olmayan bir felaket sebebidir.
 
Örneğin son yıllarda Fındıklı çağlayan deresi ıslahında yatırıma başladığı andan günümüze kadar yaptığımız teknik itirazlarımız Rize ili yetkililerince dikkate alınmamış, ancak yapılıştan sonra iki defa onarılmış, sonradan yapılan yapılar da tahrip olurken,yan sular tehdit oluşturduğu gibi son yağmurlar 1-2 saat daha devam etseydi taşkın önleme tesisi yıkılmış, aksu mahallesi inde imarlı sahalardaki evler denize ulaşamayacak sular sebebi ile tahrip olmuş olacaktı,hatta karayolunu bozarak sel suları denize ulaşacaktı.
DSİ nin Fırtına deresinde eski köprüden sonra daha önce yapılan dere ıslahındaki tesisisin yan duvarlarının her iki taraftan neden daraltıldığını Anlamak mümkün değildir.5 sene önce Tunca ,Ayder mikro havzalarına yağmayan yağmurdan gelen sular o günkü tesise sığmamıştır.Yolları tahrip etmiştir.
 
Havza anlamında Tunca-Ayder-Çat tan itibaren tüm bölgeye yağış düşmeyeceğini DSİ nereden öğrenmiştir. Çağlayan,Arılı,Kaptan paşa vadilerinde tüm havzaya düşecek aşırı yağışların miktarını sonucu hakkında acaba DSL ne düşünür. DSİ ve Karayollarına bu hesabi kim soracak.
 
Tüm bunları yaparken DSİ ile gerekli koordinasyon çalışmalarını yapmadan menfez ve köprüleri yaptığınız için felaketlere yol açmaktasınız.
Son 10 yıldır ayni yanlışı ,hatayı devlet Su işleri yapmaktadır .Gün geçmiyor ki DSİ nin akarsu islah çalışmaları veya HES projeleri uygulamasından bir yerde halk ile DSİ  nin müteahhidi veya yetkilisi halk ile çatışmasın.