Ahmed ÇITLAKOĞLU

Ahmed ÇITLAKOĞLU

171 yaşında Genç Polis Teşkilatı!..

 Canlılar yaşlanınca ihtiyarlar, enerji ve faaliyet güçlerini kaybederler.
Kuruluşlar ise yaşlanınca biriken tecrübeleriyle faaliyet güçleri daha da artar.
Polis teşkilatımız bu güzide kuruluşlarımızdan biri… Kurulalı 171 yıl olmuş… İhtiyar, takati kalmamış, asık suratlı, köhne teşkilat yerine enerji yüklü, diri ve genç bir teşkilat!
Dahası tepeden bakan, burnundan kıl aldırmayan müdür ve amirlerin yerlerini milletiyle kucaklaşan, kendilerini halktan biri gören, hizmet aşkıyla yanan idarecilere bıraktığı bir teşkilat!
 
Devletin önemli hizmet birimlerinin kuruluş yıl dönümleri, genelde klasik ve sloganik mesajlar ve protokol ziyaretleriyle geçiştirilmiş olsa da, aynı zamanda o teşkilatların iç muhasebelerinin yapılmasına da vesile olmuyor değil.
***
Günümüz insanı değişik dert ve sıkıntılarla boğuşuyor…
Esasında bu dünya elemler dünyası… Bugün dert ve sıkıntısı olmayan ne bir devlet, ne bir kuruluş ne de bir insan mevcut!.. İnsanoğlunun hayatı bu dert ve sıkıntıları asgariye indirmek için mücadeleyle geçiyor.
 
Bu elemler içinde yaşarken ülkemizde güzel şeylere de şahit oluyoruz.
Bu güzelliklerden Emniyet Teşkilatımızın da fazlasıyla nasiplendiğini görüyoruz.
Fazla değil, 10-15 yıl öncesiyle mukayese edildiğinde hem hizmet kalitesinde, hem de vatandaşa yaklaşım  (hitap)  tarzında fevkalade farklılıkları fark etmemek mümkün değil.
 
Trafik polislerinin (sırf ceza(!) kesmek için) kuytu yerlere gizlenip (pusuya yatıp) kontrol yaptığı dönemler; hamdolsun tarihe karıştı!
Yine Trafik Polislerinin şoförlere hitaben “emredici ve etraftakileri de rahatsız edici, yüksek sesli” anonslarının yerini; “ütfen…”li nezaket ifadelerinin alması, küçümsenemeyecek derecede büyük bir değişiklik!
 
Dört beş yıl kadar önce idi… 
Bir ilçe girişinde mutat yol kontrolünde polis memuru arabamıza yaklaştı, nezaketle “bir eksiğiniz var mı? (Ehliyet, sigorta, muayene… v.s.)” diye sordu. 
“Hayır, bir eksiğimiz yok!” deyince, “O zaman, (plakanızı) merkeze bir sorgulatalım” dedi.
Bu, o güne kadar hiç karşılaşmadığımız bir yaklaşım tarzıydı. Şayet bir eksiğimiz olmuş olsaydı, tamamlamak için süre verecek, bizi sorgulatmadan bırakacaktı! Belli ki gaye, ceza kesmek değil, ikaz ve disipline etmek!
Kontrolü yapan polisler, daha önce görüştüğümüz ve tanıştığımız memurlar değildiler. Bu, bizlerin şahsına özel bir muamele de değil, genel bir uygulamaydı. Muhtemelen talimat; il Emniyet Müdürlüğünden, belki de Genel Müdürlükten geliyordu!
Böyle bir uygulamadan memnun kalmamak, devlet adına, millet adına sevinmemek nasıl mümkün olabilir?
***
Müdür gibi müdür; ÖZTÜRK Uğur!
Kuruluş yıl dönümleri mademki aynı zamanda bir iç muhasebe vesilesi… Bu vesileyle bizlerde bir iç muhasebe yapalım:
Giresun Emniyet Müdürü Uğur Öztürk, (adam gibi adam misali) müdür gibi müdür!..
Bugüne kadar emsali görülmeyen, en azından yaşım ve mesleğim itibariyle, geçmişte bu teşkilatla yakın mesai içinde bulunan bir kişi olmama rağmen emsaline şahit olmadığım bir emniyetçi ve idareci…
 
Mesaisini masada oturarak değil arazide (halkın arasında) çalışarak geçiren… Halkın derdini dert edinen… Bir emniyet müdürü gibi değil bazen dertli bir vatandaş, bazen dert dinleyen bir psikolog gibi, halkın arasında dolaşan, dert dinleyen ve çözüm arayan ender bürokratlardan biri.
 
Öyle tahmin ediyorum ki, eski dönemlerle mukayese edildiğinde Giresun’da son iki yılda suç oranlarında ciddi bir azalma ve istihbarat sahasında önemli bir gelişme olmuş ise bunda muhtemelen Sayın Öztürk Müdürün büyük bir payı bulunmaktadır.
Keşke Öztürk Müdürün idarecilik metodunu bütün emniyet müdürleri örnek alabilse ve uygulayabilse!
 
Ancak… Uğur Öztürk gibi müdür ve bürokratlar tebrik ve takdir edilmeli derken, bir gerçeği de unutmamak gerekir: Günümüz siyaset ve bürokratik anlayışında fikir üreten ve başarılı olan bürokratlar (gölgede kalma aşağılık komplesinde bulunanlar tarafından!) pek sevilmez ve yükselmelerine genelde fırsat da verilmez!
 
***
Devlet ve hükümet iç muhasebe yapmalı!..
Bu kuruluş yıl dönümü vesilesiyle yalnız emniyet teşkilat mensupları ve halk değil devlet ve hükümet yetkilileri de iç muhasebe yapmalı…
 
Paralel yapı ile mücadelede devletin ve hükümetin kararlılığı malum.
Devlet, paralel yapı ile mücadelede FTÖ’yü PKK gibi bir terör örgütü kabul etmiş ve tavizsiz mücadeleye devam ediyor ise, inanırız ki devletin elinde ciddi veriler var.
 
Ancak, geçmişte malum cemaatin okul ve dershanelerinde evlatlarını okutmuş, o insanlarla muhtelif ortamlarda beraber olmuş bütün insanların özellikle bunlar arasında emniyet mensubu olanların tamamının potansiyel suçlu gibi kabul edilmesi ve gösterilmesi hususundaki tehlikeye dikkat edilmelidir.
 
Bunlar içinde fiilen suçlu olanlar var ise gereği yapılmalı… Lakin potansiyel suçlu kabul edilerek o insanlar dışlanmamalı. 
Hele hele paralel yapı şüphesiyle personel başka yerlere sürgüne gönderilmemeli. Delil kesin değil, şüphe var ise, yetkisi alınıp merkeze çekilmeli.
Etki tepki meselesi… Sürgüne gönderilen personelden fayda gelmez, hizmet beklenemez!
Eğer birilerine “sen benden değilsin, sen benim düşmanımsın” denilirse, karşı tarafın da “Madem siz beni kendinize düşman görüyorsunuz… O halde ben de size düşman gibi davranayım” demesinden daha tabii bir şey olamaz!
Devlet ve hükümet bu mes’elede acilen barış dilini kullanmalıdır. 
 
“Senin iyiliğini isteyen kimse, “ yolunda şöyle bir diken var “ diyendir. 
Yolunu kaybedene iyi gidiyorsun demek şiddetli bir zulümdür.” (Şeyh Sâdî Şîrazî)
 
Vesselam…
10 Nisan 2016 / 03 Recep 1437
 
Önceki ve Sonraki Yazılar