ANLAMAYI ANLAMAK


Doğarken ağlarsın, ama herkes güler.
Senin ağlaman hüzünden olmadığı bilinir, fakat gelecekte kimleri ağlatacağını da kimse bilemez. Ağlamak, her zaman hüzün anlamına gelmediği gibi gülmelerin hepsi de sevinç ifade etmez.
Hayat savaşını kazanmak çok zordur azizim!
Peygamberimiz  (SAV) de zor savaşı kazanıp dönerken arkadaşlarına der ki: “Küçük savaşı kazandık arkadaşlar. Esas iş büyük savaşı kazanmaktır.” Bu hadis, hayatın kazanılması ne kadar zor bir savaş olduğunu anlatmaya yetmektedir.
Arada kendimizi sorgulayıp da; ölümümüzün kaç kişiyi hüzünlendireceğini hesaplamak gerek. Acaba kaç fani yokluğumuza sevinecektir. Herkesin terk etmek zorunda olduğu dünyadan erken ayrılmanın birilerini sevindirmesinin ne anlama geldiğini iyi düşünmek lazım.
Ölüm cephesi böyle.
Bir de yaşarken ölü kabul edilmek var ki; esas kahreden bu ölümdür. “Dipdiri meyyit” diyor ya şair, öyle bir şey işte. Yaşamaktasın ama senin yaşadığını bilenler sana ölü gibi davranırlar.
Fark edilmemek.
Varsın ve yakındasın, ama yokmuşsun gibi davrananları bilmek.
Hayatın en derin azabı bu olsa gerek.
Kul hakkı yoksa üzerinde dert etme ortak! Diğer günahlarını kolay savunursun. Senin varlığını gerçekleştirenle muhabbet ederek günlerini geçirebilirsin. Yürek yakmamışsan, yüreklerin ferah olsun.
Muhakkak sözlerine ehemmiyet verdiğin kişiler sana şu vecizeyi okumuşlardır.
“Öyle bir hayat yaşa ki; mevtin olsun sana hande, halka matem.” Yaşadığın hayat öyle bir hayat olmalı ki, ölümünle sen sevinesin. Ölümünü izleyenler ise hüzünlere gömülsün, demektir. Yokluğuna sevinenlerin sayısını tahmin edebilirsin. Sevinenler üzülenlerden çok ise, yokluğun birilerini rahat ettirmiş ise, sen gittiğin için hüzünlenmişsen vay haline kanka!
Rütbenin büyüklüğü, ruhunun büyüklüğünden büyükse; küçüksün dostum!
Kaybettiğin rütbe senin gerçek büyüklüğünü/küçüklüğünü ele verecek demektir ki, yandın! Küçüklüğünü yakalattığın için ortalıkta fazla dolaşmazsan iyi edersin.
“Çamları devirerek ve gönülleri kırarak tırmanma! Bu tırmanışın bir de inişi olacaktır. Dönerken devirdiğin devler çay demleyecek ve içeceksin.” sözünü aklından çıkarmıyorsundur umarım. Bu ihtarı ciddiye almamışsan, senin için yapacak bir şey kalmamıştır. “Biz hep buralardayız. Turlar bitince, bizim dükkâna(!) uğrayacağını unutma!” sözünü de aklında tuttuğunu düşünmektedir dostların. Dostlarını mahcup etmemen gerektiğini biliyorsundur.
Yalan dünyanın fuzuli rütbelerine ve buradan götüremeyeceğin mal varlığına bel bağlamak kadar sefil bir hayat felsefesi olmayacaktır. Anlasan da, anlamasan da, anlamak istemesen de bu kural değişmeyecek.
“Minnet ile gül kokunma, al eline sevsen’i. Geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni.” şiirini, deruni düşünenler anlıyor. Sonra da gereğini yaptıkça zevk yapıyorlar.
Minnet borcu geri ödemesi imkânsız bir borçtur. Faizi tefeci faizine de benzemez. Yaratana ve yaratanın seçtiklerine olan minnet borcu ise bir fani için en güzel hevestir. Aradaki farkı anlamak için verilen aklını kullanmayı da unutmayacaksın.
“Böyle mi esecekti, son günümde bu rüzgâr” şarkısı ne güzel bir şarkıdır değil mi?
Ben savaşı kesin kaybetmeden gerekli tedbirleri almaya çalışıyorum. Becerebilir miyim bilmem. Becerebilenleri saygıyla selamlıyorum. Beceremeyenlere ise, kendime acıdıktan sonra zaman artarsa acıyacağım.
Erdemli olmak; zengin olmaktan da rütbe almaktan da farklı bir şey! Hevese ve fırsata karşı mağlup olmak, ne kötü bir yenilgidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar